100. Yılında “1926 I. Bakü Türkoloji Kurultayı” ve Mehmed Fuad Köprülü’nün Edebiyat Tarihçiliği Tasavvuru Featured

Aleyna Malkoç

 

26 Şubat–6 Mart 1926 tarihleri arasında Bakü’de toplanan Birinci Türkoloji Kurultayı, Türkoloji tarihinde yalnızca alfabe ve imlâ meselelerinin ele alındığı teknik bir kongre değil; Türk dünyasının dil, edebiyat ve kültür sahasında ilmî usûllerle kendini yeniden inşa etme teşebbüsü olarak değerlendirilmelidir. Bu kurultay, Türk halklarının müşterek bir ilmî hafıza oluşturma iradesinin ilk geniş ölçekli tecrübesidir. Vahit Türk’ün isabetle belirttiği üzere, “Türklük bilimiyle ilgili pek çok toplantı yapılmış olmakla birlikte, hiçbirinin sonuçları bu Kurultay kadar etkili, ibret verici ve aynı zamanda acı olmamıştır” (Vahit Türk, s. 25).

 

Bu tespit, Bakü Kurultayı’nın hem ilmî imkânlarını hem de sonrasında yaşanan kırılmaları birlikte düşünmeyi zorunlu kılar. Bu makale, Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı’nı, alfabe tartışmalarının ötesine taşıyarak; Mehmed Fuad Köprülü’nün edebiyat tarihçiliği anlayışı bağlamında yeniden ele almayı amaçlamaktadır. Zira Köprülü’nün kurultaydaki fikrî varlığı, Türk edebiyat tarihinin metodolojik temelleri açısından tayin edici bir mahiyet arz eder.

Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı (I. Umumittifak Türkoloji Kurultayı), 26 Şubat 1926 tarihinde Bakü’de, İsmailiyye Sarayı’nda toplanmış ve 6 Mart 1926’ya kadar çalışmalarını sürdürmüştür. Kurultaya 131 delege katılmış, 17 oturum gerçekleştirilmiş ve dil, alfabe, edebiyat, tarih, etnografya ve halk bilimi sahalarında 38 bildiri sunulmuştur (Qayıbov, s. 208).

Açılış konuşmasını yapan Samet G. Ağamalıoğlu, konuşmasında yeni Sovyet rejiminin Türk halklarına sağladığı imkânları vurgulamış; bu çerçevede kurultayın siyasî arka planını açıkça hissettirmiştir (Khudiyeva, s. 4574).

Kurultayın resmî gündemi; ortak alfabe, ortak imlâ, ortak terimler ve ortak dil meseleleri etrafında şekillenmiştir. Vahit Türk, bu durumu şu cümleyle ifade eder:

“Kurultayda ele alınan meselelerin başında ortak alfabe, ortak imlâ, ortak terimler ve nihayet ortak dil meselesi gelmektedir.” (Vahit Türk, s. 29)

Ancak bu ilmî görünümün arkasında güçlü bir siyasî yönlendirme bulunmaktadır. SSCB Bilim Birliği Başkanı Y. Pavloviç’in konuşmasında şu ifadeler yer alır:

“Türkoloji Kurultayı, sadece aydınların değil, aşağıdan yukarıya geniş halk kitlelerinin dikkatini, Türk-Tatar halk kitlelerinin şimdiye kadar yalnız Avrupa halklarının nasibi olan medeniyet ve iletişime katılmalarına engel olan yetersiz alfabe, imlâ ve terminoloji meselelerine yöneltmelidir.” (Khudiyeva, s. 4575)

Bu ifadeler, Bakü Kurultayı’nın ilmî hedeflerinin Sovyet milliyetler politikasıyla iç içe geçtiğini göstermektedir.

Kurultay, Türk dünyasının en geniş temsiline sahne olmuştur. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tataristan, Başkurdistan, Kırım, Yakutistan, Çuvaşistan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’dan delegeler toplantıya katılmıştır (Vahit Türk, s. 40).

Sovyet coğrafyası dışından ise Türkiye Cumhuriyeti’ni Mehmed Fuad Köprülü ve Ali Bey Hüseyinzade, Almanya’yı iki, Avusturya ve Macaristan’ı birer delege temsil etmiştir (Vahit Türk, s. 40).

Avrupa’dan katılan isimler arasında Alman Türkolog Theodor Menzel öne çıkmaktadır.

Mehmed Fuad Köprülü’nün Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı’ndaki varlığı, yalnızca bir “tebliğ sunumu” olarak değil; Türk edebiyat tarihçiliğinin ilmî usûlünün kurultay zeminine taşınması olarak değerlendirilmelidir. Köprülü, daha 1913 yılında kaleme aldığı Türk Edebiyatı Tarihinde Usûl adlı makalesinde, edebiyat tarihinin nasıl yazılması gerektiğine dair temel ilkeleri ortaya koymuştur (Malkoç, s. 3–7).

Köprülü’ye göre edebiyat tarihi, “yalnız büyük şahsiyetlerin biyografilerinden ibaret değildir”; bilakis bir milletin sosyal, dinî ve tarihî hayatıyla birlikte ele alınmalıdır (Malkoç, s. 5). Bu yaklaşım, Bakü Kurultayı’nda örtük biçimde tartışılan edebiyat–halk bilimi ilişkisiyle doğrudan örtüşmektedir.

Kurultay sırasında Köprülü’nün Bektaşîlik ve Fuzûlî üzerine iki ayrı bildiri sunduğu bilinmektedir. Ancak bu bildiriler, kurultayın resmî stenografik kayıtlarına dâhil edilmemiştir. Seyran Qayıbov bu durumu açıkça belirtir:

“F. Köprülü’nün bildirisi, ‘1926-cı İl I Bakı Türkoloji Qurultayı (Stenoqram Materialları, Biblioqrafiya və Foto-Sənədlər)’ adlı eserde yer almamaktadır.” (Qayıbov, s. 212)

Bu eksiklik, Köprülü’nün Bakü’de dile getirdiği edebiyat tarihçiliği perspektifinin doğrudan metinler üzerinden takip edilmesini zorlaştırmıştır. Ancak Köprülü’nün aynı dönemde yayımladığı çalışmaları ve senin makalende ayrıntılı biçimde ortaya koyduğun üzere, onun yaklaşımı şu esaslara dayanır:

– edebiyat tarihinin karşılaştırmalı yazılması,

– halk edebiyatının merkezî konumda ele alınması,

– dinî–tasavvufî zümrelerin edebî hayattaki rolünün ihmal edilmemesi (Malkoç, s. 8–15).

Bu noktada Theodor Menzel’in kurultay sonrasında yayımladığı çalışmada aktardığı Edebiyat Komisyonu Kararları dikkat çekicidir. Menzel, edebiyat tarihine dair şu kararı kaydeder:

“Türk edebiyatını ilmî ve eksiksiz tarzda ortaya koymak için yalnızca bir lehçenin edebiyatını tanımak yeterli değildir; bütün Türk lehçelerinin edebiyatı karşılaştırmalı olarak araştırılmalıdır.” (Menzel, s. 138)

Bu karar, Köprülü’nün edebiyat tarihçiliği anlayışıyla neredeyse birebir örtüşmektedir. Nitekim Köprülü, Türk edebiyatının Osmanlı merkezli dar bir çerçeveye hapsedilmesine karşı çıkmış; Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan geniş bir tarihsel süreklilik içinde ele alınmasını savunmuştur (Malkoç, s. 12).

Kurultayda edebiyat ve halk bilimi meseleleri çoğu zaman açık başlıklar hâlinde değil, bildirilerin satır aralarında yer almıştır. Qayıbov’un ifadesiyle:

“Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı’nda halk bilimi ve edebiyat meseleleri, bildirilerin satır aralarına serpiştirilmiş durumdadır.” (Qayıbov, s. 209)

Bununla birlikte, sonuç kararları incelendiğinde, halk edebiyatının eğitim ve edebiyat tarihi açısından temel kaynak olarak kabul edildiği görülmektedir (Menzel, s. 136–137).

Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı’nın ardından yaşanan siyasî gelişmeler, kurultayda dile getirilen ilmî tekliflerin büyük ölçüde akamete uğramasına yol açmıştır. Kurultaya katılan birçok ilim adamının kısa süre içinde tasfiyeye uğraması, hapsedilmesi yahut ilmî hayattan tamamen uzaklaştırılması, Bakü’de filizlenen müşterek Türkoloji tasavvurunun Sovyet coğrafyasında sürdürülebilirliğini imkânsız kılmıştır. Vahit Türk’ün açık ifadesiyle, “delegelerin büyük bir kısmı kısa bir süre sonra hapse atılmış, bazıları da öldürülmüştür” (Vahit Türk, s. 25).

Bu noktada dikkat çekici olan husus, Bakü Kurultayı’nda ilmî olarak ortaya konan pek çok yaklaşımın, coğrafî olarak başka bir merkezde hayat bulmasıdır. Sovyet sahasında kesintiye uğrayan edebiyat tarihçiliği ve Türkoloji çalışmaları, Türkiye’de, özellikle Mehmed Fuad Köprülü’nün şahsında ve onun etrafında teşekkül eden ilmî çevrede kurumsal bir devamlılık kazanmıştır.

Fuad Köprülü’nün Bakü’de temsil ettiği edebiyat tarihçiliği anlayışı, Türkiye’de yalnızca bireysel çalışmalarla sınırlı kalmamış; üniversite bünyesinde kurumlaşarak yeni bir ilmî gelenek hâline gelmiştir. Bu sürecin en somut tezahürü, 1924 yılında İstanbul Darülfünunu bünyesinde kurulan Türkiyat Enstitüsüdür. Enstitü, Türk dili, tarihi ve edebiyatının ilmî usûllerle araştırılmasını hedefleyen ilk müstakil akademik yapı olarak Türkoloji tarihinde müstesna bir yere sahiptir.

Türkiyat Enstitüsü’nün kuruluş felsefesi, Köprülü’nün daha önce teorik olarak ortaya koyduğu ilkelerle doğrudan örtüşmektedir. Köprülü’nün edebiyat tarihini, metin merkezli dar bir inceleme alanı olmaktan çıkararak tarih, sosyoloji ve halk kültürüyle birlikte ele alma yaklaşımı, enstitünün çalışma alanlarını da belirlemiştir. Bu bağlamda enstitü, yalnızca Osmanlı edebiyatını değil; Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan geniş Türk kültür havzasını ilmî araştırmanın merkezine almıştır.

Türkiyat Enstitüsü’nün tarihçesini bizzat kaleme alan Ahmet Caferoğlu, enstitünün kuruluş amacını, Türkoloji çalışmalarını “ferdî gayretlerden kurtararak ilmî bir teşkilât çatısı altında toplamak” şeklinde açıklar. Caferoğlu’na göre, bu teşkilatlanma sayesinde Türk dili ve edebiyatı araştırmaları ilk defa sistemli, karşılaştırmalı ve disiplinler arası bir mahiyet kazanmıştır (Caferoğlu).

Caferoğlu’nun anlatımında dikkat çeken bir diğer husus, Türkiyat Enstitüsü’nün yalnızca Türkiye merkezli bir yapı olarak düşünülmemesidir. Enstitü, daha kuruluş aşamasında Türk dünyasının farklı coğrafyalarına açılmayı hedeflemiş; Orta Asya, Kafkasya ve İdil-Ural sahalarına dair çalışmalar teşvik edilmiştir. Bu yönüyle Türkiyat Enstitüsü, Bakü Kurultayı’nda teorik olarak dile getirilen müşterek Türkoloji fikrinin, Türkiye’de kurumsal bir karşılığı olarak değerlendirilebilir.

Bu noktada Bakü Kurultayı ile Türkiyat Enstitüsü arasında dikkat çekici bir süreklilik ortaya çıkar: Bakü’de alfabe, dil ve edebiyat meseleleri etrafında şekillenen ilmî arayış, Türkiye’de edebiyat tarihçiliği ve Türkoloji çalışmaları üzerinden derinleşmiş ve kalıcı hâle gelmiştir. Sovyet sahasında ideolojik sınırlara takılan edebiyat tarihçiliği, Türkiye’de Köprülü’nün usûlü sayesinde akademik bir gelenek olarak yerleşmiştir.

Theodor Menzel’in Bakü Kurultayı sonrasında kaleme aldığı değerlendirmelerde yer alan Edebiyat Komisyonu kararları da bu sürekliliği teyit eder niteliktedir. Menzel, edebiyat tarihinin yalnızca tek bir lehçeye dayandırılamayacağını, bütün Türk lehçelerinin karşılaştırmalı biçimde ele alınması gerektiğini vurgular (Menzel, s. 138–139). Bu yaklaşım, Köprülü’nün Türkiye’de hayata geçirdiği edebiyat tarihçiliği anlayışının temel ilkelerinden biridir.

Neticede, Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı, Türkoloji tarihinde hem büyük bir ilmî imkânı hem de derin bir tarihî kırılmayı bünyesinde barındıran istisnaî bir hadisedir, denilebilir. Kurultayda alfabe, dil ve kültür meseleleri etrafında ortaya konan fikirler, siyasî şartlar nedeniyle Sovyet coğrafyasında sürdürülememiş; ancak aynı fikirler, Türkiye’de Mehmed Fuad Köprülü’nün etrafında şekillenen ilmî çevre sayesinde yeni bir hayata kavuşmuştur.

Bu bağlamda Bakü Kurultayı’nı başarısız bir teşebbüs olarak değil; coğrafya değiştirmiş bir ilmî miras olarak değerlendirmek daha isabetlidir. Kurultayda yazıya geçirilemeyen, yarım kalan yahut susturulan edebiyat tarihçiliği perspektifi, Türkiye’de Türkiyat Enstitüsü başta olmak üzere üniversiteler bünyesinde kurumsallaşmış; Türk edebiyatı tarihi, ilk defa ilmî usûllerle ve geniş bir tarihsel süreklilik içinde ele alınmıştır.

Köprülü’nün edebiyat tarihçiliği anlayışı, bu sürecin merkezinde yer alır. Onun yaklaşımı, Türk edebiyatını dar millî sınırların ötesinde, tarih, toplum ve kültürle birlikte okuyan bir metodolojiye dayanır. Bakü’de dile getirilen müşterek Türkoloji fikri, Türkiye’de Köprülü’nün usûlü sayesinde kalıcı bir akademik geleneğe dönüşmüştür.

Bu sebeple Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı, yalnızca 1926 yılının tarihî bir olayı değil; bugün dahi Türkoloji çalışmalarının metodolojik arka planını anlamak için başvurulması gereken temel bir ilmî eşiktir.

 

KAYNAKÇA

Caferoğlu, A. (t.y.). İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü’nün kuruluşu ve gayesi. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü. https://turkiyat.istanbul.edu.tr

Khudiyeva, V. (2024). 1926 Birinci Bakü Türkoloji Kongresi ile ilgili belgelerin araştırılması. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 11(6), 4573–4579.

Köprülü, M. F. (1913). Türk edebiyatı tarihinde usûl. Bilgi Mecmuası.

Köprülü, M. F. (1926). Türk edebiyatı tarihi. İstanbul.

Malkoç, A.  Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü ve Türk edebiyatı tarihinde usûl (Yayıma hazırlanan makale).

Menzel, T. (1926). Birinci Bakü Türkoloji Kongresi (ss. 135–139).

Qayıbov, S. (2013). I. Bakü Türkoloji Kurultayı bildirilerinin satır aralarında halk bilimi meseleleri. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 19, 207–220.

Türk, V. (t 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı. Siyaset ve Kültür Dergisi.

 

“Ədəbiyyat və incəsənət”

(18.02.2026)

Sayt Azərbaycan Respublikası Mədəniyyət Nazirliyi tərəfindən 2024-cü ildə “Qeyri-hökumət təşkilatları üçün qrant müsabiqəsi” çərçivəsində Azərbaycan Ədəbiyyat Fondunun həyata keçirdiyi “Yeniyetmə və gənclərdə mütaliə mədəniyyətinin formalaşdırılması” layihəsinin tərəfdaşı olaraq yenilənmiş, yeni bölmələr əlavə ediımiş, layihənin təbliği üzrə funksional fəaliyyət aparılmışdır.