XƏLVƏT – Orxan Fikrətoğlunun kinossenarisi Featured

Rate this item
(0 votes)

“Elm və təhsil” nəşriyyatı tərəfindən tanınmış kinodramaturq, yazıçı, Azərbaycan Kini Agentliyinin direktoru Orxan Fikrətoğlunun “Kinocizgilər” adlı kitabı işıq üzü görüb.  Kitabda həm tammetrajlı, həm qısametrajlı bədii və sənədli film ssenariləri, ekran həlli üçün uyğunlaşdırılmış qısa hekayələr və novellalar yer alıb.

Biz təqribən 2 ay müddətində oxucularımızın “Kinocizgilər” kitabındakı yazılarla tanışlığını təşkil etdik. Düşündük ki, xüsusən, kino sahəsi ilə maraqlananlar üçün, gənc ssenaristlər və rejissorlar üçün bu dərclər faydalı olacaq.

Bu gün son dərcdir.

 

 

XƏLVƏT

 

 (Türkiyə türkcəsində)

 

1 epizot

Sene 1395, yaz ayları. Şirvanşahlar Devletinin başkenti Şamahı. “Pirdireyi” dağının zirvesinden aşağı doğru koşan çocuklar. Yeleklerini başları üzerinde fırlatarak, ıslık çalan bu çocuklar koşarak önlerindeki köpeyi yakalamağa çalışıyorlar. Sesleri karşı dağlara çarparak geriye yankılanıyor. Eğri-büğrü dağ yollarında bir-birini sollayarak koşmakta, eğlenmekteler. Aniden çocuklardan birisinin ayağı kayar ve hızla aşağıya yuvarlanır. Arkadaşları isteseler de ona yardım edemezler. Çocuk kayalara çarpa-çarpa dağın dibindeki dereye doğru düşmekte. Deredeki nehir çok hızlı akmakta. Çocuklar yardım edememenin üzüntüsü içinde düşen arkadaşlarına bakmaktalar. Onlardan birisi altı yaşlı Yahya arkadaşının ölme ihtimalinin olduğunu anlayarak ellerini göye kaldırdı. Yumruklarını sıkarak yüksek sesle “Ya Rahman” diye bağırdı. Bu yakarıştan zaman durdu. Zaman durduğu için aşağı yuvarlanan çocuğun hızı yavaşlıyor. Ve düşen çocuk kendinde güç bularak elleriyle kayadan tutunur. Ölmekten kurtulur. Sonra zaman eski haline döner. Yahya da diyerleri gibi hiç bir şey olmamışcasına kurtardığı arkadaşıyla alay eder. Nihayetinde çocuklar dağın eteğinde durarlar. Ölümden dönmüş çocuk kendi kendini nasıl kurtardığını övünerek arkadaşlarına anlatmakta. Kiçik Yahya da yüreyi yanarak onu dinlemekte. Aslında arkadaşını kendisinin kurtardığı aklına bile gelmez.

 

2. epizot.

 Şamahı. Şirvanşahlar sarayı. Sarayın avlusundaki rasathanede ilmi toplantı var. Bu toplantıya şair Nesimi, derviş Şah Handan, sefevi, halveti, hanefi, hint ve Horasan alimleri katılmış. Avlunun merkezindeki havuza ayın aksi yansımakta, ulemalar bu gök cismini seyrederek yere tesir etmesini daha yeni keşfetmişler. Bilmeyenlerin tekke kültürünü tanımaları için sohbet içinde hürufilik, halvetilik, sefevilik ve diger sufi tarikatlarının felsefi dialokları çok ince nüanslarla izleyiciye sunulacak. Epizotun sonunda ay batar ve havuzdaki yansıma kaybolur. Tabi olan bu durumu Nesimi hurufi anlayışına göre parçanın bütüne birleşmesi gibi, yani ayın sonsuzluğa kavuşması olarak yorumlar. Halveti dervişi olan Şeyh Nasreddin Şah ayın halvet olmasını bir halveti dervişi gibi çileye girmesine benzetir.

 

3. epizot.

Şamahı çarşısı kalabalık. Uzaktan duyulan ezan sesi. Lahıç bakırcılarına mahsus kablar, tencereler, mısır kumaşı, Rusya malları olan tahta kaşıklar, taraklar, yün şallar, İran aftafaları ve çerez satılıyor. Yahya çarşıda kaybolmamak için annesinin elbisesinden sıkıca tutmuş. Onun yedi yaşı var. Annesi bakla satın alıyor. Elbisesinden fakir olmadığı anlaşılmakta. Çarşıdan farklı sesler duyulmakta. Yahya önce bu seslerden korksa da, daha sonra kendini bu seslerin havasına kaptırıyor. Omuzu, ayakları, elleri sesin ritmiyle deprenmeye başlıyor. Yaptığı hareketler sufi cezbesini andırıyor. Sanki o bu seslerle birleşmek, seslerin rengine boyanmak, onların haliyle hallenmek istiyordu. Aniden yüzü nikaplı bir derviş zuhur eder. O, Yahyayı korkutmadan kucağına alır. Yahya dervişi tanıyormuş gibi çok rahatdı. Gülümsünerek yüzü nikaplının boynuna sarılır. Yüzü nikaplının zahiri, huyu, harakteri yerli insanlara benzememekte. Belli ki, buraların yabancısıdır. Bu nikaplı derviş bir an içinde Yahyayla birlikte gözden kayboluverir. Anne çocuğunun aniden kaybolduğunu görünce çok korkar. Ne edeceyini bilmez ve ağlamaya başlar. Onun ağlamasını duyan insanlar başına toplanır. Fakat ne yazık, onlar anneye yardım edemezler. Yahyayı bulamazlar. O, artık kaybolmuş. Kaybolmuş çocuğu çarşıda gören kimse yok. Onu kucağına alan nikaplı dervişi de kimse görmemiş. Yahyanın annesi feryadu-figan ederek daha da şiddetle ağlamaya başlar. Onun feryadını duyan kale korumaları bile dayanamaz, yardıma gelir.

 

4. epizot.

Siyah-beyaz görüntüde küçük Yahyanı elleri üzerinde yukarı kaldırmış yüzü nikaplı derviş sanki havada uçuyormuş gibi ümmetin seyyitlerinin arasından geçerek karanlıkta ışık saçan melek cemalli bir zata taraf gitmekte. Yol boyu başı sarıklı ülamalar, cennet ehli şehitler, gaziler küçük Yahyaya sevgiyle bakıyor. Onun başını okşarlar. Yüzünden, omuzlarından öperler. Yüce makam sahiplerinden birisi ayağa kalkar, yüzünü melek cemalli zata taraf dönerek ucadan der:

“Sultanım, bu çocuğu bana emanet et!”

Bu an yüzü nikaplı derviş küçük Yahyayı bu adamın önüne koyar.

Bu makam sahibi adam şevkatle Yahyanın başını okşayarak söyler: “Şimdilik seni bekleyen annene dön. Gerektiyinde seni bulacağım!”

 

5. epizot.

Çarşı görüntüleri. Yahyanın ağlayan annesi çocuğunu anidenönünde görünceşaşırır. Yahya beyaz duman gibi onun önünde zühur eder. Annesi ağlayarak yavrusuna sarılır. Artık onu kendi yanından bir daha ayırmayacak.

Annesinin gözlerinde korku, hayret ve sevgi hisleri bir-birine karışmış. O, ağlaya-ağlaya Yahyanın ellerinden öper.

Kiçik Yahyanın gözleri derinlere dalmıştı. O, aşırı sevgiden doymuş birisi gibi annesinin kolları arasından sıvışarak çıktı. Rüyada mı, gerçekte mi gördüğünü bilmediği, gözlerine görünen o nur saçan hayali insanın yeşilimsi işığına doğru koşmaya başladı. Annesi ona taraf dönerek “Yahya” diye bağırdı.

 

6. epizot.

Küçük Yahya annesine taraf döndüğünde çarşı kapısından içeri giren at arabasını görmez. Tam önünde, yolun ortasında Yahyayı gören at ürktü. Dengesi bozuldu, yere yıkılmamak için şahlandı.

7. epizot.

 Şahlanmış at yüklü arabayı yere düşmüş Yahyanın üzerine devirir.

 

8. epizot.

Yüklü araba Yahyanın üzerine devrildi. Yahya arabanın altında kaldı. Ölüp-ölmediyi daha belli değil.

Filmin ilk yazıları...

 

“Halvetdeki tarih”

 

9. epizot.

Sene 674. Konstantinopolisin kale duvarları önünde İslam ordusunun askeri kampı. Gecedir. Çadır önlerinde yanan meşaleler. Şehir tarafından serin rüzgar esmekte.

Şehir kalesinin üzerinde silahlı Bizans askerleri çölün sonsuz karanlığında açık gözlerle sabahlayan müslüman askerlere yukarıdan aşağı korkuyla bakıyorlar.

Yakılmış ateşler etrafında oturmuş hilafet askerleri.

Başları üzerinde dalgalanan bayraklar.

Yorgun atlar yere çakılmış mizraklara bağlanmış.

Yaralı askerlerin gözlerinde uykudan eser yok. Yeniden savaşa atılmak için seherin açılmasını beklerler.

Yakılmış ateşler arasından geçerek ellerinde meşale yürüyen iki genc müslüman asker. Aceleyle yürümekteler. Tedirginler.

Onlardan birisi ateş etrafında oturan askerlerden Peygamber efendilerinin torununun nerede olduğunu sorar. Askerler torunun yerini gösterir.

Elinde meşale tutmuş asker bir müddet sonra Peygamber torununu bulur, kulağına bir şeyler fısıldar.

Peygamber torunu kalkarak askerlerle birlikte kaleye çok yakın bir yerde kurulmuş altın çadıra taraf ilerler.

Çadırın içinde peyğamber dostu Eyyub el Ensari zırhlı asker giysisinde halı üzerine uzadılmışdı. O, zorla nefes almakta. Yaşlı olsa da, pazolu, pehlivan görünümlüydü. O, Hasan ibn Alini görür-görmez gözlerini ağır-ağır açdı ve yutkundu. Elleriyle onun kulaklarını kendisinin dudaklarına yaklaştırmasını işaret etti. Eyyub el Ensari zorla konuşmaktaydı.

“Peygamber efendimizin söylediyi bu kutsal beldeye muzaffer olarak girmek bana nasip olmadı. Artık Allahın emri yakındır. Onun dergahına dönüyorum. Senden bir isteyim var. Beni burada Konstantinopolisin kapıları önünde defn et. Zaman gelecek, bu şehir mutlaka feth edilecekdir. O zaman arazi genişleyecek ve ben de böylece bu şehre gireceyim. Ayrıca bizleri bu yerlerde anlatan bir türbe olması gerekiyor. Beni bu torpaklara bir pusula olarak gömün. Kabrim size hedef olsun. Ne fark eder, ölü ve ya diri. Peygamberin vasiyetine göre, ben bu topraklara fatih olarak gireceyim”.

Sultan Eyyub Ensari bu sözleri söyledi ve ebedi olarak gözlerini yumdu.

 

10. epizot.

 İslam ordusu gecenin karanlığında Peygamberin dostu, şehit Sultan Eyyub el Ensarini kale duvarlarının dibinde defn etti.

Bizans askerleri yukarıdan attıkları ok ve mızraklarla engel omak isteseler de, müslümanlar bu sihirli defn törenini eksiksiz gerçekleştirdi. Savaş gittikçe şiddetlenmekte. Sonunda İslam ordusu barış bayrağını kaldırdı. Bizans ordusunu anlaşmaya davet etti.

Cenaze namazının sesleri, şehir kapıları açılmakta. Kapıdan çıkmış üç Bizans askeri İslam ordusuna yaklaşıyor. Müslümanların ne istediklerini soruyorlar. Peygamber torunu Hasan ibn Ali ordu komutanı Yezidle Muaviyenin adından Bizans elçilerine şöyle der: “Biz cesur komutanlarımızdan birisini kendi vasiyyeti üzerine bu topraklara gömeceyiz ve geri döneceyiz. Bu zat bizim için çok değerli ve kutsaldır. Onun kabrine zarar gelmesini istemeyiz. Aksi taktirde önümüze çıkan kiliselerinizi, tapınaklarınızı yerle bir edeceyiz. Barış isterseniz, bu kabre zarar vermeyin. Bu kabir bu günden bizim kutsal türbemizdir!”

Bizans askerleri hiç bir şey anlamadan geri dönerler.

İslam ordusunun müezzini güneşin doğuşunu görür-görmez atının belinde dikelerek güzel bir avazla müslümanları sabah namazına çağırır.

 

11. epizot.

 Sene 1454. İstanbul. Bir hayli zaman keçmiş. Fatih Sultan Mehmetin yatak odası. Bu asker müezzinin sesine uyanan Fatih Sultan Mehmetin kırmızı afallamış gözlerinde acaib bir sevinc var. Meyerse filmin başında gördüyümüz bir kaç asır öncesinde vuku bulan tarihi gerçeyi Fatih Sultan Mehmet kendi rüyasında görüyormuş.

Sultanın sesine koşarak gelen naibin yüzünde heyecan var. O, Fatih Sultan Mehmete göre endişelidir. Fatihin uykusundan böyle ani kalkması onu korkutmuş. Naib sultanını sakinleştirmeğe çalışarak ondan rüyada ne gördüğünü sorar. Fatih Sultan Mehmet “Rüyasında Eyyub el Ensarinin defn edildiyi yeri gördüyünü ve onun nerede olduğunu tam detaylı bir şekilde aklında tutduğunu!” söyledi.

Yatağından yere atılarak hizmetçisine bağırdı: “Atımı hazırlasınlar!”

İstanbulun kale duvarlarının karşısı. Asrlar geçse de, bu yerlerin rölyefi deyişmemiş, bize tanıdıktır. Eskisi gibidir. Eyyub Ensarini müslüman askerler bir zamanlar burada defn etmişti. Bunu biz filmin başlarında seyretmiştik.

Fatih saray hizmetçileriyle rüyasında gördüğü yeri bulmuş. Askerler yeri kazarak Ensarinin kalıntılarını arıyor.

Askerler sonunda kalıntıları bulur. Fatih Ensarini onun meşhur yeşil kefeninden tanır. Rüyasının gerçek olduğunu anlar ve sevinir.

 

12. epizot.

Fatih Sultan Mehmet bu yerde bir cami inşa edilmesini emreder. Saray hizmetçileri arasında Vatikanın Osmanlıdaki sefiri Lorenso da vardır. Bu sefir Sultandan Ensarinin kim olduğunu sorar. Sultan onun Peyğamber efendisinin muhibbi olduğunu söyler. Lorenso bir muhip için böyle muhteşem cami inşa edilmesine şaşırır ve bunun nedenini sorar. Sultan ona İslamda vefa anlayışının nedenli önemli olduğunu açıklar. Ve bu gün İslam dünyasına bir fitne olarak atılmış farklı-farklı fırkaların zararından şikayet eder. Bu sözlere Vatikanın sefiri sinsice gülümser. Sultan bu gülüşün ne anlama geldiğini anlar ve ona der: “Ensarinin adına inşa edeceyimiz cami tüm İslam dünyası için birleştirici bir vefa sembolüne dönüşecek. Biz Allahı onun ahlakıyla ahlaklandıkca, onun sevgisine boyandıkca gerçekten onu seve biliriz. Onu korku ile değil, sevgi ile tanıyacağız. Allah sevgisi yüreklerde bir bütündür, parçalanamaz. Ensarinin kabri bizim birlik anıtımız, halvetiyye ise pirimizdir. Ensari bu yerlere defn edildiği andan biz bu yerlere sahip çıktık. Bu bölgelerde ancak Peygamber efendimizin yaşadığı İslam ahlakı yaçanacak. Buna ben kefilim. Ben Fatih Mehmet!”

Fatih konuştukça Vatikan sefirinin yüzündeki gülüş kaybolmaya başlar. Gülüşün yerini nefret tutar.

 

13. epizot.

 Vatikan. 1410 senesi. Roma Papası Beşinci Aleksandırın sarayı.

Hizmetçiler saf kurarak sıray boyu düzülmüşler. Onlar arasında Gabsburklar neslinin genç ve iddialı prensesi Stefani de vardır. O, Mukaddes Roma İmperatoru Birinci Sigzmund Lyuksemburgun kardeşi kızıdır.

Amcasının himayesiyle büyümüştür.

Vatikan kilisesi son zamanlar fakirleştiği için “yüksek makamları” parayla önüne geçene satmakta. Bu gün kopt araplarından üçüne yüksek makam verildi. Roma Papası hristianlığın düştüğü bu berbat durumdan hiç memnun değildir. Onu Roma Papası olarak bu kutsal makama Gabsburklar nesli tayin etmiştir ve senelerdir ki, bu makamı kendi menfeatlerine kullanmaktalar.

Italya ve Fransa dini, maneviyyatı politikalarına alet etmişlerdi. Martin Lüter akımının ortaya çıkması Avropada inanç sisteminin çökeceğinin habercisidir. Roma Papası bu durumu anlamakta ve İslamın otoritesinden çekinerek tüm hristianları bir çatı altında birleştirme kararına varmış. Müslümanlarla olan savaşın kutsal olduğunu hristianlara empoze ederek kilisenin otoritesini güçlendirmeğe çalışıyordu.

 O, hristianları haçlı savaşlarına çağırmakta. Papanın yanında yapılmış törende müslümanların içine ayrımcılık salacak fitne tohumlarının atılması konuşulmakta. Vatikan sefiri Lorenso da buradadır. Müslümanları yakından tanıdığı için Lorenso onların Tevhid inancını tahrip edilmesinin öneminden bahs ederek İslam toplumlarında ayrımcı düşüncelerin oluşturulmasını, küçük fırkaların kışkırtılmasını ve bir çok sinsi projeleri teklif etti. Ayrıca Vatikanın maddi yardımlarıyla fitne ve isyan tohumları üreten küçük tarikatları müslümanların içine sokmak gibi planları ortaya attı.

 

14. epizot.

Tören bittikten sonra prenses Stefani Papadan halvetiyye hakkında sordu. Papa Stefaniye halvetiyye, sefeviyye ve diğer tarikatlerin varlığından haberdar olduğunu ve onların tüm kollarının inanc sistemlerini bildiğini söyledi. Hatta bazılarına tesir ede bileceyini de vurguladı. Stefani Papanın elini öperek oradan ayrıldı.

 

15. epizot.

 Prenses Stefani Vatikandan çıkarak at belinde köşküne döndü.

 

16. epizot.

Gece yarısı Stefani saçlarını dibinden kesti.

 

17. epizot.

 Stefani at beline atlar, gecenin karanlığında tekbaşına Roma sınırlarına taraf koştu.

 

18. epizot.

 Sabah erkenden Stefaninin annesi, Avusturya-Macar kraliçesi Anna Maria yazı masasının üzerinde kızının ona ve amcasına bıraktığı mektubu buldu. Stefani mektubunda missioner olarak dine hizmet amacıyla Şamahıya sufi tarikatlerinden birine intisab edeceğini, İslamın içine girerek onu dahilden çökertmek istediğini, böylece hristianlığa yardım edeceğini yazmaktadır.

 

19. epizot.

 Şamahı. Sarıtorpak mahallesi. Çevgan oyunu. Geniş toprak meydanda arkadaşlarıyla at belinde çevgan oynayan genç Seyyid Yahya Bakuvi atik ve çeviktir. On beş yaşlarındadır. Yolun kenarından halveti dervişleri geçmekte. Seyyid Yahya saygı göstererek toz-toprak saçmasın diye atını durdurdu. Onun fıtratını gören ve edebinden memnun kalan dervişler onun kendilerine katılmasını ve ecdadı Peygamber gibi velayet sahibi olmasını Allahtan niyaz ettiler. Onların içinde artık daha önce tanıştığımız, zamandan-zamana, görüntüden-görüntüğe geçiş yapa bilen yüzü nikaplı derviş de vardır. O, Yahyanı görür-görmez onu atının sırtına alır. İşte o an filmin rengi, ölçüsü ve arka fonu deyişmekte. Yer gözükmez. Etraf bulutlarla çevrili. Farklı bir boyuta dönüşmekte. Bu defa yüzü nikaplı derviş on yıl önceYahyanı melek yüzlü zatdan emanet olarak istemiş olan o nurlu adamın hüzuruna getirir. Ve bu günden o adamın Seyyid Yahyaya manevi ata olduğunu söyleyerek kaybolur. Dünya alemine geri dönen Yahya sufilerle birlikte dergaha girer. Halvetiyye dervişi olacağına karar verir ve orada kalır. Seyyid Yahya dergaha girdikte sadece su ile beslenerek çileye giren Şeyh Sadreddini görür. Gözlerine inanmaz. Bu adam rüyada mı, gerçekte mi gördüğü yüzü nikaplı dervişin kendisini emanet ettiği o yüce makamlı zattır. Şeyh Sadreddindir. Pirdir, Halvetiyye şeyhidir. Bu günden artık Yahya halvetilik yoluna girer.

 

20. epizot.

 Şirvanşah Halilullahın sarayı. Tahtında oturmuş yönetiminde bulunan ülke insanlarının şikayetlerini dinlemekte. Sağ tarafında devlet kahini Mustafa bey, sol tarafında ordu komutanı Oruç bey ayakta durmuşlar. Arkada Şirvanşahlar devletinin bayrağı gözükmekte. Yaşlı bir köylü geçen senenin kurak geçmesinden şikayet etmekte. Bu yüzden kıtlık olduğunu söylemektedir. Halilullahtan ona yardım etmesini rica etmekte. Halilullah ona yıl boyu dua edip-etmediğini sorar. O da “Tabii, etmişim” diye cevap verir. Halilullah kendisinin de bir zamanlar zora düştüğünü, Allaha çok dua edip yakardığından ve sonunda Allahın onun yakarışlarına cevap olarak halvetiyye tarikatına gitmesini işare ettiğinden bahs eder. “Ben onların halvethanesinde bir kaç günlük çileye girdim. Böylece sorularıma cevap bula bildim. Yanlışlıklar kendimde imiş, dışarıda değil. Şimdi söyle, sen ne ekmiştin?” Şikayet eden köylü “Buğday” söyledi. “Önümüzdeki sene suvarmaya ihtiyaç duyulmayan bir bitki ek. İnsanı insan eden aklıdır. Sana yardım etmesine edeceğim. Fakat kulağına küpe et, Allah insana akıl vermiş. Yatağına bile düşünmeden, gafletle girme”.

 

21. epizot.

Yahyanı arayan babası Şeyh Baheddin elinde kandil sonunda halvetiyye dergahını buldu. Babasıyla mihribancasına selamlaşan Yahya ona halvetiyye dervişi olduğunu söyler. Peygamber torunu olan Şeyh Bahaddin bu durumu şirk olarak değerlendirir. Oğlunun sufiliğe girdiği için şirke düşüceğini düşünüyor. O, bu duruma çok kızar. Peygamber torunu böyle iş nasıl yapar? Şamahı imamına ne deyeceyini düşünmeğe başlar.

 

22. epizot.

 Sonunda Şeyh Bahaddin anlar ki, oğlu onunla eve dönmeyecek. Bu yüzden o da dergahda halvetiyye dervişi olarak kalmayı tercih eder. Dergahda ilk günü onu zor bir sınava tabii tutarlar. Bir sene oğlunun hizmetçisi olmalıdır. Babasına bir sene boyunca ağalık etmek Yahyaya çok zor gelir. Derviş adabına göre, babasına olan bağlılığını unutması gerekirdi. Zira bir derviş Allahdan başka kimseye bağlanmamalı. Bu bir senelik süreç filmde sufi kültürünü ve maneviyyatını göstermek için düşünülmüştür.

 

23. epizot.

Dergahda yaşanan bu bir sene Şeyh Bahaddinle Yahyanın ilahi bir aşk potasında yetişmesini sağlar. Onlar halvetiyye çilelerinde kötü huylardan arınarak Allahın ahlakıyla ahlaklanmaya başlıyorlar. Allah gibi yaratıcı sıfatlara sahip olmaya başlarlar. Ol dedikleri olur, kal dedikleri kalır. Allahtan istedikleri an gerçekleşme vuku bulur. Bir gün Seyyid Yahya kuraklık zamanı Allahtan iki kelimeyle yağmur ister. Yağmur o andaca yağmaya başlar. Dergah dağların koynunda yerleşen kompleks bir maneviyat mekanıdır. Tüm derviş ayinleri filmde gösterilecek. Halvetiyyenin ana ilkeleri, yapılan ayinlerin manaları detaylı bir şekilde izleyiciğe anlatılacak. Çile zamanı dervişin her türlü nefsani isteklerden uzak durması, özellikle kibr, kin, yalan gibi kötü huylardan nasıl temizleneceği gösterilecektir.

24. epizot.

 Seyyid Yahya Bakuvi karanlık hücrede oturmuş, çilededir. Suskundur. Gözleri kapalı. Önünde bir fincan su var. Birileriyle konuşurmuşcasına elleri deprenmekte. Söz demese de, dudaklarından fısıltı sesleri duyuluyor. Sonra ağzından çıkan nefes, inilti, ah sözlere dönüşüverir. “Ben yokum. Ben Senim. Senin ahlakına boyandım. Akılla değil, aşkınlayım. Canımla değil, ruhunlayım. Ben artık yokum. Sen, Sen... Sen varsın!”

 

25. epizot.

1444 senesi. Çağdaş Rumınya bölgesi. Yergök kalesi uğrunda savaş devam etmekte.

Roma Papasının alevlendirdiği haçlılarla Osmanlı Sultanı 2.Muradın ordusu savaşıyor. Haçlılar daha aktifler. Vlad Drakul Yergök kalesini osmanlılardan geri almış. Savaşda Muradın danışmanı öldürülmüş. Vlad Drakul kaleni almış, duvarına haçlı ordusunun bayrağını asmış. Savaş zamanı aniden yüzü nikablı dervişler zühur eder. Onlara mizrak, ok batmaz. Melekler gibi istedikleri yere uçar, kaybolur ve yeniden zühur ederler. Dervişler Drakulun ordusunu perişan ederler. Ordunun geriye kalanı ormanlara kaçar. Yergök kalesi yeniden Sultan 2.Muradın olur. Osmanlı bayrakları kale duvarlarında dalgalanmakta.

 

26. epizot.

Şirvanşahlar devletinin Hızı ovası. Bermek dağının denizle birleştiği yer. Şirvanşah Halilullahla Karakoyunlu Cahan şah Hakiki at belinde ava çıkmışlar. Yahya da atlıdır, onlarla beraberdir. Bir yabani domuzu avlamaya çalışıyorlar. Domuz dere sularının oyduğu bir çukura girer. Avcılar ellerinde mizrak ve oklarla onun çıkmasını bekler. Yahya bu zaman diliminde onlara insan evladının da bir av olduğunu, onun da başı üzerinde daim eli mızraklı avcıların beklediğini söyler. “Ölüm insana şükür etmediği için verilmiş. İnsan da bir bakıma bu domuz gibidir. Eyer insan da bu çukurdan çıkacak olan domuz gibi kaderine şükür etmez, şikayet eder, sabırsızlık yaparak kendi iç huzurunun çukurundan dışarı çıkarsa, o an onu hırsı ve diğer nefsani duyguları avlar, öldürür”. Yahyanın konuşmasının tam bu kısmında domuz delikden dışarı fırlar. Halilullah bir atışla onu öldürür, itlere yem olarak atar. Yahyanın bu sözleri ve arkasından domuzun öldürülmesi Karakoyunlu Cahan şah Hakikiye çok tesir eder. O, itlerin domuzu param-parça ederek yemelerine bakamaz. Atını kurdukları alaçığa taraf sürer.

 

27. epizot.

 Sene 1446. Edirne. “Kapı kolu” isyanından sonra 2.Murat yeniden Osmanlı tahtına geçer. Dönüş töreni. Oğlu Mehmet kılıcını babasına teslim eder. Davetliler arasında Vatikan sefiri Lorenso da var. Bu törenden önce yeniçeriler isyan kaldırarak 2.Mehmet Osmanlı sultanı olduğu dönemde saraya baskın yapmıştılar. İki sene önce Sultan Murat kendi oğlu Mehmetin lehine Osmanlı tahtından imtina etmişti. Daha sonra tarihe Fatih Sultan olarak ismini yazdıracak olan Mehmet daha çok gençti. Politik işler konusunda yetişmemişti. Yardımcıları ve özellikle danışmanı ve hocası Akşemseddin ona Doğu Romaya savaş açmasını tavsiye etmiştir. Bu kutsal Peygamber vasiyyetine genç Mehmetin başı karıştığı için yeniçerilerin ve diğer muzdlu askerlerin maaşlarını zamanında verilmemiş. Bu durum askerler arasında fitne tohumunu ekmiş. Askerlerin maaşı artırılarak problem çözülmüş. 2.Murat oğlunun ricasıyla kendi tahtına geri döndü. Filmde onun yeniden tahta çıkma sahnesi gösterilmekte. 2.Murat yeniden tahta çıkar ve konuşma yapar. İlk seferini dostluk seferi olarak Tebrize yapacağını söyler.

 

28. epizot.

 Sene 1450. İran, İrak ve Kafkaz bölgesinde oğuz türklerinin kurduğu Karakoyunlu Devletinin başı Rza Cahan Han Hakiki, Şirvanşah Halilullah ve Osmanlı Sultanı 2.Murat Tebrizde görüştüler. Görüş sebepleri oğuz boylarının barış içinde yaşamasını sağlamak. Bu toplantıya halvetiyye dervişleri ve Seyyid Yahya Bakuvi de katılmış. Bakuvi toplantıda önceden görme olarak Murada oğlu Mehmetin elli birinci yılda yeniden tahta çıkacağını, elli üçte Doğu Romanın başkenti Konstantinopolisi feth ederek Peygamberin vasiyyetini gerçekleştireceğini haber verir. Yahya 2.Muradın ona inanmamasını olumlu karşılar. “Yaşayıp görerik”. Halvetiyyenin ümumislam birliğini savunan felsefesinden bahsettikten sonra onu dergahlarına davet eder. Misafirlere ney eşliğinde tasavvuf müziyi dinletilir. Halvetiyyeye ait metinler, zikr ve ilahiler okunur. Bu tören 2.Muradın hoşuna gider. O, Yahyayı sarayına davet eder.

 

29. epizot.

Erdebilli Safevi şahı Şeyh Cüneyt Şamahıya baskın yaptı. Gülüstan kalesi etrafında savaş devam etmekte. Şirvanşah şahı Halilullah ona mukavemet gösterse de, kaybedeceyini anladı ve Gülistan kalesine sığındı. Şehir kimsesiz, sanki bu yerlerde hiç insan yaşamamış. Yollar, sokaklar, çarşı-pazar bomboş. İnsanlar mağaralara sığınmış. Ezan sesi bile duyulmaz oldu. Havaya heyecan hakim. Evler yakılmış, günahsız insanlar katledilmiş. Halvetiyye dervişleri Bakuvi dahil savaştan uzak durmakta. Onlar yaralılara yardım eder, aç olana ekmek, susuz olana su dağıtmakta. Tarafların ikisi de onlara dokunmaz. Onlar her iki tarafa ekmek, su vererek barışa davet etmekte. Onların duaları Allaha olan sevginin artması ve Allah ahlakına boyanmak içindir. Sufiler her zamanki gibi savaşı durdurmaya çalışmaktalar.

 

30. epizot.

 Bakuvi elinde bir kab su Gülistan kalesine kalkarak Sefevi Cüneydle görüşür. Onu barışa davet eder. Tarikat savaşlarının Allah sevgisini yok edeceğini söyler. Ona kan dökmemeği, kılıcını kınına koymasını ve barış yolunu izlemesini tavsiyye eder. Şeyh Cüneyt razılaşmaz ve Bakuvini kovar.

 

31. epizot.

Seyyid Yahya kalenin içine girerek Halilullaha da aynı tavsiyyede bulunur. Şirvanşah da onu dinlemez. Ona “Dua zamanı değil, ya Şeyh” diye bağırır. Kaleden hiç bir yere gitmeyeceğini söyleyen Yahya dualar etmeğe başlar.

 

32. epizot.

 Bakuvi kalede dua ettiği sırada Halilullahın özel askerleri Karakoyunlu Cahan Şah Hakikinin yardımıyla Erdebilin Safevi ordusunu perem-perem eder. Savaşda Şeyh Cüneyd öldürülür. Bu ölüm Bakuvinin gözleri önünde olduğu için o, çok müteessir olur. İnsanların bir-birinin kanını akıttığını görerek üzülür ve tekkeğe kapanır. İslam dünyasının parçalandığını anlar.

 

33. epizot.

Şamahı. Kale meydanı. Ak perde arkasında duran halvetiyye dervişleri gölge tiatrosu yapmaktalar. Tiatro gösterisi yaparak Şamahıda vuku bulan Sefevi–Şirvanşah savaşını lanetliyorlar. Savaşan tarafları ejderha kafalı oyuncaklarla sembolize ederler. Tüm şehir halkı toplanmış, gösterini izlemekte. Sade insanların yüzlerinde gülüş olsa da, şehir gardiyanları sinirli. Dervişler gösteriye devam etmekte. Onlardan birisi vuku bulmuş savaşı kınayarak şaşalı bir şekilde tüm detaylarıyla anlatmakta. En onlar sonunda halvetiyye ilkelerini anlatarak insanları Allahın halvetinde temizlenmeğe, saflaşmaya davet eder.

 

34. epizot.

 Artık bu günden Yahya, Şeyh Sadreddin tarafından Seyyid Yahya Bakuvi olarak künyelenir. İlk defa Seyyid Yahya Bakuvi mürşidinin önünde hutbe verir. O, iman ehlini manevi hayata davet eder. Yobazlığın, fırkacılığın ve kendi menfaatlerini öne çeken tarikat fanatizminin İslama zarar verdiğinden bahs eder. Bir ola bilmenin güzelliklerinden bahseder, fitne ve ayrımcılığa göz yummanın yanlış olduğunu söyler. Onun bu hutbesi coşku ve sevgiyle karşılanır.

 

35. epizot.

Missionerlik niyetiyle Şamahıya ulaşan Prenses Stefani arayarak Halvetiyye dergahını bulur. Erkek giysileri giyerek Şeyh Sadreddinin dervişi olmak istediğini söyler. Şeyh Sadreddin onu kabul eder. Dervişler onu “Gavurcuk” olarak çağırır. Türkçesinde problemler olduğu için dervişler onu böyle çağırmakta. Prenses Stefani ahlaken güzel olan Bakuviyle ilk görüşten dostlaşır. Zamanla bu dostluk Stefani tarafından sevgiye dönüşür. Bir gün Stefani Yahyaya daha Avropada yaşadığı zamanlarda savaş topu icat ettiğini söyler. Onu kendisiyle vatanına götürmek istediği için Şirvanşah sarayına da böyle bir silah yapa bileceğini, bu yüzden onunla beraber Avropaya gitmesi gerektiğini söyler, Yahyayı kandırmaya çalışır. Savaşı sevmeğen Yahya kabul etmez ve Stefanini susturur.

 

36. epizot.

Sene 1453. Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolisi fethetmekte. Osmanlı ordusuyla beraber beyaz elbiseli dervişler de savaşmakta. Onların arkasında halvetiyye tarikatine mahsus özel giysilerde yüzleri nikaplı dervişler de vardır. Bu dervişler “Allahu Ekber” sesleriyle orduyu motive eder, Bizans askerlerinin canına korku salar. Bizans ordusu yenilgiye uğrar ve şehiri terkeder. Onların papaslarına ve sivil halkına Osmanlı ordusu dokunmaz. Hatta dervişler onların bazılarına yardım eder.

 

37. epizot.

Fatih Sultan Mehmet şehire girerek Osmanlı bayrağını yere saplar. Tüm ordu birlikte bayram namazı kılır. Akşemsettin ordu önünde hütbe vererek bu kutsal feth olayından dolayı sultanı cennetle müjdeler.

 

38. epizot.

 Halvetiyye dergahında bayramdır. Onları sevindiren Peygamberin vasiyyetinin gerçekleşmesidir. Artık bu beldede ezan sesi duyulacak, İslam yaşanacak. Tekke ve zaviyelerden duyulan zikr, semah ve ney seslerinin manevi havası etrafa yayılmakta. Stefani her ne kadar farklı niyyetlerle halvetiyye dergahına gelse de, zamanla o dergahın havasına ısınır, Yahyaya olan sevgisi de onun kalbini yumşatır, onu değiştirir. O, kendisi de bilmeden yavaş-yavaş imanlı saf halvetiyye dervişine dönüşur. İlk başda o, dergaha kötü niyyetle gelse de, daha sonra gerçek insanlığı görerek bu sinsi düşüncelerinden vazgeçer. Günlerden bir gün Stefani gerçekte kim olduğunu Bakuviye açar. Bakuvi onu insan olarak anlasa da, derviş olarak kabul etse de, bir kadın gibi onu sevemeyeceğini söyler. Stefani İslamı kabul ederek Bakuviyle gizlice evlenmeği teklif eder. Fakat Seyyid Yahya Bakuvi kabul etmez.

39. epizot.

Seyyid Yahya Bakuvi hırkasını giyerek köy-köy, kapı-kapı dolaşarak insanların gönüllerine sevgi ve iman tohumları eker. Kurani Kerimin derin anlamlarını anlatarak halkı atdınlatmaya çalışıyor. Bir olan Allahın her kese aynı nazarla baktığını, hakikatin bir olduğunu anlatmakta. Bazı köylerde onun bu konuşmalarını anlamazlar. Bazıları ona güler, bazıları evinden kovar. Fakat anlayanların, sevenlerin sayı artmakta. Halvetiyye tarikatine bir çok insan intisap eder. O, halvetiyyeye bu seferleriyle yeni bir renk, yeni bir hayat kazandırır. Konuşmalarında bazen felsefi bir üslup izlemesi onun reformist yaklaşımlarını ortaya koymakta. Film boyu onun teolojik konuşmaları, tasavvufi-felsefi yaklaşımları epizotlarla izleyiciğe sunulacak.

 

40. epizot.

Halvetiyye dergahı. Prenses Stefani ve Seyyid Yahya Bakuvi hücrede oturmuş, içlerinden zikr ediyorlar. Prenses Stefani vatanına döneceğini söyler. Seyyid Yahyayı bu haber üzse bile, belli etmez. İkisi de susar, dua ederler. Allahın takdirini kendi dünyevi istekleriyle kirletmek istemezler. Stefani o gece oradan bir dost olarak ayrılır. Ayrılmazdan önce Stefani ona “Sen benim tanıdığım en cesur, en sevimli insansın, seni hiç bir zaman unutmayacağım” diyor. Bakuvi ona susar, fakat kalbinin derinliklerinde Stefaniye olan sevgisinin bir derviş için en zor imtahanlardan olduğunu anlar. Seher daha açılmadan prenses Stefani vatanı Viyanaya döner.

 

41. epizot.

Şirvanşah sarayı. Halilullah oturmuş, mugam dinlemekte. Tar, kaman ve def eşliyinde güzel, sihirli bir müzik havası. Şirvanşah Halilullah ve hizmetçileri müziyin sehrine kapılmış, adeta bir sufi cezbesine düşmüşler. Söz, müzik onları etkilemiş, ötelere götürmüş. Aniden müzik kesilir. Kapılar açılır, gardiyanların eşliğinde Yahya içeri girer. O, halvetiyye şeyhi Sadreddinin vefat ettiğini Halilullaha haber verir.

 

42. epizot.

Şamahı. Halvetiyye şeyhi Sadreddinin defni. Tüm Şirvan halkı orada.

Şirvanşah Halilullah da defnde. Karakoyunlu hükümdarı Cahan şah Hakiki, Osmanlı Sultanı 2.Murat ve Rus, İspan sefirleri de defne katılmıştır.

 

43. epizot.

Dergah. Pirzade (pirin, mürşidin oğlu) halvetiyye müridlerine Şeyh Sadreddinin vasiyyetini okuyor. Vasiyyete göre halvetiyye şeyhliği Sadreddinden sonra Seyyid Yahya Bakuviye emanet edilir. Fakat pirzade Bakuvinin bu posta geçmesini kabul etmez. Müridler Bakuvini halvetiyye tarikatinin piri sanisi, yani ikinci piri gibi tanısalar da, Yahya halvetiyye tarikatinin şeyhi seçilmez. Yaşlı müridler meşveretle pirzadeni şeyh seçerler. Bakuvi dergahı terketmeğe mecbur kalır. Baküye, Şirvanşah Halilullahın sarayına hicret eder. Onunla beraber dervişler de Baküye gelir. Yaşlı olan dört mürid ve seçtikleri pirzade Şamahıda kalır. Bakuvi ve dervişler Baküye yayan olar yola koyurlar. Yolda onlara Şirvan bölgesinin köylerinden bir çok insan katılır.

      

          44. epizot.

         Şahzade Stefani Viyanaya varır. Şehir halkı onu coşkuyla karşılar. Doğu Roma İmparatoru Sigzmunt Lüksemburg onunla bir savaşçı gibi tokalaşır. Stefani artık hristianlığa soumuş. O, hristian dünyasında halvetiyye dervişi gibi yaşamakta. Onun hayata, insanlara bakışı deyişmiştir. O, her kesi barışa davet ediyor. Dinlerarası barışın dünyanı güzelleştireceğini söylemekte. Yakınları onun bu halini acaib bulmakta. Amcası sinirli. Onlar Stefaninin müslümanlar arasında korkuyla yaşadığı için deli ola bileceğini düşünüyorlar. Annesi Stefanini muayene etmek için Paristen doktor çağırıyor. Stefani Viyanada halvetiyye çilesine girmiş gibi yaşamakta. Aylarca odasından dışarı çıkmaz. Dualar içinde, tüm gününü virde ayırır. Doktor Stefanini muayene ettiği zaman normal insanlardan farklı olarak onun beşeri duygu, dünyevi hislerden uzak olduğunu teşhis eder. Bu, dervişlere mahsus özelliktir. Stefani bu souk, donuk sarayda Yahyanı sevdiğini, ona aşık olduğunu daha derinden anlar. O, kendi-kendine ölene kadar ona sadık kalacağına söz verir. Onun bu durumundan korkmuş annesi tezlikle Stefaniyi kendisinin beyendiği bir haçlı askerine vermek ister. Bu teklif Stefaniye söylendiyinde o, hiç bir zaman evlenmeyeceğini söyler. Amcası sinirlenerek Stefaniye ters bir tokat atar. Kız yere düşüp bayılır.

 

45. epizot.

Baküyle Şamahı arasında inşa edilmiş Atbulag Hanında gösteri yapan halvetiyye dervişleri. Onlar Seyyid Yahya Bakuvinin Şamahıdan Baküye ne için köçettiğini anlatan gölge tiyatrosu yapmakta. Bakuvinin kendisi de bu tiyatroya bakıyor. Pirzadeyle arasındakı bu durumun nereden geldiğini anlamaz. Pirzade politikaya özünmekte, o ise tüm varlığıyla Allaha hizmet etmekte. Allaha güvenerek bu durumu da atlatacağına inanıyor. Bir gün pirzade yanlışını anlayacak ve onun Baküdeki dergahına gelecek diye umut ediyor. Onunla barışmak istiyor.

 

46. epizot.

 Stefani Viyanada çilededir. Yahyayı düşünerek gönülden gönüle bağlantı kurmaya çalışıyor. Bakuvi Şirvanşahın sarayında yaşamakta. Halilullah ona sarayında dergah inşa ettirmiş. Etrafına müridleri toplanmış. Osmanlıdan, İrandan, Avganistandan ve bir çok ülkelerden gelen müridler onun değerini bilmekte, hakikat ilmini öğrenmek için yol katetmişler. Bakuvi sufi felsefesinin, adabının yeni dini eğitim metodlarını sadece sözle, dağınık, peren-peren değil, yazılarak ilmi yaklaşımla ortaya koymakta ve bu ilkelerin bir merkez şeklinde yaşadılmasının gerekliliğini onlara anlatıyor. O, sufi ilkelerini sistemleştirir. Müridlerine “Ben tasavvufu ilmi bir sisteme oturtmaya çalışıyorum” diyor. Günden-güne müridlerinin sayı artmaktadır. Kısa bir zamanda namı Osmanlı sarayına ulaşır.

 

47. epizot. Sene 1454. Osmanlı sarayı. Fatih Sultan Mehmet Sadrazamla Osmanlının baş imamı ve Arabistandan davet edilmiş bir kaç din alimiyle meşveret etmede. Sadrazam ona Osmanlı Devletinin tek bir tarikat ilkeleriyle idare edilmesinin, gerekirse bunu kılıç gücüne gerçekleştirmenin gerekliliğini anlatmakta. Devlet sadece kılıç gücüne koruna bilmez. İman da şarttır. İnsan sadece karnıyla değil, aynı zamanda ruhuyla da beslenmeli. Bu yüzden ceddimiz olan sultanların yaptığı yanlışı tekrarlamamak gerekir. İmanla, inançla sınırlar içinde birlik olmalıyız. Sultan İstanbula davet edilmiş hanefi alimleriyle bu konuları danışmakta. Onun fikrine göre, Kızılbaşlar tarafa geçen binlerce türk hem Osmanlı, hem de ümumislam ümmeti için büyük tehlike arzetmektedir. Askerler bizim olsa bile, gönülleri bizimle savaş eden tarafa bağlı. Safeviler de türklerdir. Onlar da müslümandır. Fakat onların bazı dini akideleri bizden farklıdır. Bu işe son koymak gerekir. Bizim bölgelerde tüm tarikatlerin kabul ettiği, hatta Teymurilerin, moğolların bile sayğı gösterdiği bir tarikat var. Bu, Şirvanşah Halilullahın sarayında teşekkül etmiş halvetiyye tarikatidir. Onun başında bu gün Seyyid Yahya Bakuvidir. Bu tarikat daha siyasileşmemiş, Vatikan da her halde habersizdir bu tarikatden. Onlar Peygamberin yolunu izliyorlar, tüm tarikatlerde olan ana ilkeleri bir merkezde ilmi metodlarla birleştirmişler. Ben teğyiri-libas oluben Baküye gideceyim. Bu yolun Allah yolu olup-olmadığını kontrol edeceyim. Halvetiyye halifelerinden Osmanlıya gelenleri vardır. Babamın da bu tarikatle irtibatı vardı. Fakat bu tarikatin ne değerde olduğunu kendim görmek istiyorum. Hadi bana müsaede!

 

48. epizot.

Sene 1454. Bakü. İçeri şeher. Şirvanşahlar sarayı.

Şirvanşah Halilullah ve Seyyid Yahya Bakuvi saray bahçesinde gezerek sohbet etmekteler. Bakuvi Halilullaha yaşadıkları bölgede oluşa bilecek tehlikeleri önceden anlatıyor. Halilullah Şamahıda halvetiyye şeyhi Sadreddini defn ettikten sonra Baküdeki sarayına taşınmıştır. Şirvan bölgesini artık buradan, Baküden yönetmekte. Bakuvini de Baküye o davet etmiştir. Onlar her gün birlikte devlet işlerini konuşmakta, Şirvan bölgesini daha edaletle yönetecek yolları arıyorlar. Bakuvi Baküye köçdüğü zamandan Şirvanşahların yönetimine tesir etmeğe başlamıştı. Aslında Bakuvinin Şamahıda şeyh seçilmemesini sağlayan Halilullah imiş. Zira Bakuvi bir sıra politik meseleleri halletmek için ona Baküde gerekliydi. Seyyid Yahya Bakuvinin hayatı Halilullahla çok alakalıdır. Sanki onlar bir tek iradenin altında hareket etmekteler. Ölümleri bile arka-arkaya olacaktır. Şirvanşah ve Bakuvi söhbetlerini bitirerek tekkeye dönürler.

 

49. epizot.

 Şirvanşah Halilullah çileye girdi. Çilede bayılana kadar Allahın adlarını zikr etti. Sonra yeniden kendine döndü ve zikre devam.

 

50. epizot.

 Sene 1456. Derviş kılığına girmiş Fatih Sultan Mehmet halveti dervişi olmak için Baküye dergaha geldi. Sultan kendisinin osmanlı köylüsü olduğunu söyler. Derviş olmak istediğini söyler. Sultana iman konusunda sorular veren Bakuvi fazla düşünmeden onu müritliğe kabul eder. Ona verilen ilk vazife dergahın hücreleri, abdesthaneleri, avlusunu temizlemek olur. Bu işleri görmek bir sultan için pek kolay olmasa bile, o, vazifesini tam yapar. Daha sonra ona her gün müridlere yemek hazırlama görevi verilir.

 

51. epizot.

 Fatih Sultan Mehmet her gün Seyyid Yahyanın derslerine katılmakta, canu gönülden dinlemekte. Az bir zamanda Bakuvinin sihirli konuşmalarından etkilenen Fatih Sultan Mehmet gerçek bir halveti dervişi olur. Bu tarikatin gerçekten Peygamberin yolunu izlediğine emin olur.

 

52. epizot.

Sultan kırk gün çilede oturduktan sonra aydınlanır. Allahı taptaze bir halle, daha derin bir anlayışla kavrar. İnsanın faniliğini, Allahın bakiliğini tefekkür eder. Sultanlığın sadece dünyada işlediyini, her şeyin geçici olduğunu analar. Dünyanın ebedi olmadığı, aşkın daimi olduğunu anlamaya başlar. Tekebbürden, bencillikten arınarak rahatlar. Sonunda Bakuvi onu Dede Ömer Rövşeniyle beraber halvetiyyeni yaymak için kendi vatanına yolcu eder.

 

53. epizot.

Yolda Sultan Fatih Dede Ömer Rövşeniyi bir hana yerleştirerek kendi sarayına döner.

 

54. epizot.

Stefani gölün sahilinde dolaşmakta. Güneş yenice batmış. Hafif kararmak istiyor. Gök yüzünde turna katarı uçmakta. Stefani kollarını kanat misali yanlara açarak bağırarak ormana doğru koşmakta. Onun koşması aşk acısını yansıtmaktadır. Sonra durar. Derinden nefes alarak bir ağaç dibine çöker. Sırtını ağaca dayar, düşüncelere dalar. Hayalinde Seyyid Yahya Bakuvi canlanır. O, Stefaninin elinden tutarak evine götürür. Sonra Stefanini annesinin odasına salar. Onun iknası üzerine Stefani annesine evlenmeğe razı olduğunu söyler.

 

55. epizot.

 Bakü. Dergah. Bir atlı koşarak geldi. Dergaha girer ve baş eyer. Elindeki mektubun Yahyaya yazıldığını söyler. Onu Bakuvinin hücresine götürürler. Mektubu Bakuviye uzatır. Bakuvi ondan mektubu okumasını ister. O, arapça bilmediğini söyler. Bucak türklerinden olan bu atlının şivesi Bakuvinin hoşuna gider. Bakuvi mektubu kendisi uca sesle okur. Fatihin onu sarayına davet ettiği yazılmıştı. Mektubu okuduktan sonra memnun kalan Seyyid Yahya gülümsündü. Atlıyla hücresinden çıkarak yemek odasına yöneldi.

 

56. epizot.

 Atlı çok aç olduğu için eline geçeni ağzına basmaya başlar. Onun bu hali dervişleri iyice eğlendirir. Onlar kış için hazırladıkları yemekleri bile atlı yesin diye masaya düzürler.

 

57. epizot.

Sene 1457. İstanbul. Osmanlı hanedanı tüm kuruluyla saray bahçesinde halvetiyyenin kurulunu karşılamakta. Seyyid Yahya Bakuvi Osmanlı sarayına Şirvanşah Halilullahla birlikte gelmiş. Onunla gelen dervişler de var. Sohbete başlarken Bakuvi daha Fatih Sultanın halvetiyye dergahına geldiyi zaman onu tanıdığını söyler. Eyer halvetiyye yolu bir nebze de olsa onu bu fani dünyadan uzaklaştırmışsa, ne mutlu bu yola. Onun Cihan Sultanı olmasına rağmen böyle tevazulu olduğunu taktir eder. Sabrlı, müdrik adımlar attığı için ondan memnun kaldığını söyler. Onun bu büyüklüğü karşısında baş eydiyini itiraf eder. O, Şirvanşahlar Devleti için eminlik ve bölgede barış teminatı alarak Şirvanşaha sunar.

Fatih halvetiyye dergahında öyrendiklerini mutlaka devlete yansıtacağına, edalet prensiplerini bu ilkeler üzerine kuracağını söyler. Bakuviden bir kaç ay sarayında misafir olmasını ve bazı konularda yardımcı olmasını rica eder. Bakuvi de severek kabul eder.

 

58. epizot.

Bakü. İçeri şeher. Halvetiyye dervişleri gölge tiyatrosunda Seyyid Yahyanın Osmanlı sarayına gitmesinden ve oradaki çalışmalarından bahs ederler.

 

59. epizot.

Saray camisi. Bakuvi Osmanlı imamlarına ve saray hizmetçilerine hütbe vermekte. O, ümumislam birliyinden bahsetmekte. Fatih Sultan mescidin gizli hücresinden onu dinler. Onun sözlerinden memnunluk duyar. Sadrazama Yahyanın yardımıyla Osmanlı Devletinde genel bir inanç sisteminin oluşturulmasının gerekliliğini söyler.

 

60. epizot.

Bakuvi bir müddet sarayda kalarak Fatihle beraber İslam bölgeleri için özel bir irfan eğitim sistemi hazırlar. “Besi eğitim” sisteminin tüm nüansları filmin bir kaç epizodunda açıklanacak. Bakuvi bu ilkeleri film boyunca Allahın barış mesajı gibi çeşitli yollarla İslamın yaşadığı bölgelerde yaymakta.

 

61. epizot.

İstanbul limanı. Pirzade Nesrullah gemiye binmekte. O, Seyyid Yahyanın oğullarından biridir. Fatihin emriyle Krıma gidecek. Onunla beraber Krım Hanının oğlu Mustafa Giray da gemiye binmekte. Nesrullah Kırıma Halvetiyye dergahını kurmak, Karadeniz ve Balkanlarda barışı sağlamak ve İslam sınırlarının genişlenmesine hizmet etmek için gönderilmekte. Oğlunu bu kutsal göreve yolcu eden baba Yahyanın yüzünde bir memnunluk vardır. Gemide olan Nesrullah da bu seferden memnun. Onu zor ve önemli bir hizmet beklemekte. Onların biri gemide, diyeri limanda olsa bile, gönülleri birdir. Bir yürek olarak atmaktalar. Gönülden gönüle irtibat kurarak hizmetlerinin kabul olmasını Allahtan niyaz ederler. Seyyid Yahya oğluna uzaktan uzağa, gönülden gönüle nasihatlar vermekte.

 

62. epizot.

 Fatih Mehmetin divanı. Seyyid Yahya ve Halilullah ayakta, Sultan Mehmet tahtında oturmuş. O, huzura gelmiş son şikayetçiği dinlemekte. Sonunda kararını sadrazama söyler. Bu an Seyyid Yahya da şikayetçiler dayanan şeritin arkasına geçer. Oradan sultana bakarak bir ricasının olduğunu arzeder. Sultan başıyla destur verir. Bakuvi cihanın en muhteşem sultanı olan Mehmet Fatihden bir daha müslüman kanı akıtmayacağına dair söz almak ister. Şirvan dahil Azerbaycana saldırmamasını ister. Fatih cevaben Bakuvi makamına saygısından dolayı Sultan Fatihin ve diyer Osmanlı sultanlarının Şirvana saldırmayacağı hakkında antlaşma imzalar. Bu antlaşma en çok Halilullahı memnun eder.

 

63. epizot.

 Viyana. Sene 1421. Gabsburkların özel köşkü. Kapalı odadan çıkarak sevinerek imparatorun odasına koşan hizmetçi kadın. O, imparatorun odasına girerek prenses Stefaninin evlenmeğe razı olduğunu amcası Sigzmunda söyler. Sigzmund Lüksemburg bu haberden hoşnut olur.

 

64. epizot.

 İstanbul. 1421 senesi. Seyyid Yahya aniden uykusundan uyanır, saray bahçesine çıkar. Aylı bir gecedir. Uzaktan gelen ney sesi yüreği okşamakta. Sesin sihri onu cezbeye götürür. Semah gibi oynamaya başlar. Bu sesten Stefaninin düyününe bir geçiş...

 

65. epizot.

 Stefaninin düğünü. O, bir zengin haçlı savaşçısıyla evlendirilmekte. Kocası düğün gününün sabahı müslümanlarla savaşmak için Balkanlara gider. İki gün sonra onun savaşta öldürüldüğü haberi gelir.

 

66. epizot.

Seyyid Yahya bir halveti dervişiyle çeşme başındadır. Onlar dergah için deri torbalara su doldurmak için gelmişler. Bakuvi aniden cezbe haline düşür. Sevgi ve hasretle Allahı anmakta. Bu arada bir atlı asker ona yaklaşarak bağırır: “Ulan eşek, bana su ver içim!” Bakuvi transda olduğu için askeri duymaz bile. Asker dervişin onu kale almadığını düşünerek atdan iner. Elindeki kırbaçla Seyyid Yahyanın başına vurar ve kendisi bir bardak su doldurur. Kırbac darbesinin ağrısından ayılan Seyyid Yahya askere der: “Ne istiyorsun, ey kana susamış?” Bu andaca askerin içtiği su kana dönüşüverir. Asker her ne kadar bardağına su doldurup içmek istesede, her seferinde su kana dönüşür. Asker bu kerametten korkarak atını bırakarak koşarak defolur.

 

67. epizot.

Kırım. Bahçesaray köşkünde bahçede zikr eden müridler. Pirzade Nesrullah kırk günlük çileden yeni çıkmış müridlere yolun başlıca ilkelerini anlatmakta. Manevi zevk duyun müritlerin yüzlerinden huzurlu ve sevinçli oldukları belli. Onlar Allahın esmalarını aynı ritm üzere zikr ederler. Bu manzaranı uzaktan seyreden Kırım hanı Giray beyin kızı Aybike pirzade Nesrullaha sevgiyle bakmakta.

 

68. epizot.

 Vatikan. Roma Papası Aleksandır prenses Stefaninin oğlunu haç suyuna salmakta. Prenses Stefani çocuğu kucağına alır. Aniden bu törene daha önceden de tanıdığımız yüzü nikaplı derviş zühur eder. Yahyayı kucağına alarak yücelere kaldırdığı gibi, Stefaninin yenice doğmuş yavrusunu da alarak nurlu yollarla Bakuviye götürür. Seyyid Yahya çocuğu görerek Stefaniye göre çok sevinir. Fakat bu çocukla ilgili her şey ona önceden ayan olur. Stefaninin son günlerine kadar, ölümüne kadar olan her şey. Çocuğun bir andaca kaybolduğunu gören Stefani bunun kim tarafından gerçekleştiğini anladığı için susar. Oğlu zahir olana kadar ona afallamış olarak bakan Papaya hiç bir şey söylemez. Üzü nikaplı derviş çocuğu Stefaniye geri vererek kaybolur. Haç çeviren Papa acaip bir korku içinde elindeki çocuğa bakar. Çocuğun sol omuzunda döyme olarak halvetiyye dervişlerinin mührünü görür.

 

69. epizot.

 Seyyid Yahya İstanbulda da Halvetiyye dergahı kurar. Kırım hanı Giray, sadrazam ve saray hizmetçileri hepsi bu dergahı ziyaret etmekte. Dergaha Osmanlının çeşitli kasaba, köylerinden mürid olmağa gelenlerin sayı çoğalmakta. Müridler bu dergahta öğrendiklerini Avropa, Asiyanın çeşitli yerlerinde anlatıyor, insanları aydınlatıyorlar. Müridler her kesi İslam birliğine, barışa, güzelliğe davet etmekteler. Ayrım, fitne, kan dökülmesini kınıyorlar. Fırkacı, mezhepçi anlayışın mutluluk getirmeyeceğini anlatıyorlar. Bakuvi müritleri Osmanlı topraklarında halvetiyyeni yaymakta. Hoca Ahmet Yasevi, Horasan ve Kufe mekteplerinden sonra Şamahı halvetiyye mektebi tek bir ilmi tasavvufi eğtim şeklinde yayılmaktadır.

 

70. epizot.

 Sene 1429. Bakuvi Stefaninin isteyile onu görmeğe Viyanaya varmış. O, Stefanini dervişlere mahsus telepatik çağrılarla yakınlıktaki ormana çağırmakta. Stefani görüşe tek gelmiş. Bakuviye oğlu 6.Leopoldun büyüdüğünü, onun bir halvetiyye dervişi olmasını arzuladığını söyler. Ben sizinle aile ola bilmesemde, bu çocuğun babasına değil, size benzemesini, sizin ruhda büyümesini isterdim. Bakuvi daha önce ilham yoluyla bu çocuğun kaderini görmüştü. Fakat o bu gerçeyi annesine söyleyemez, bu gizli ilmi açamazdı. Bu yüzden annesinin bu isteyini geri itmedi.

 

71. epizot.

Stefani oğlunu karanlık ormanlıkta Seyyid Yahyaya emanet eder. Leopoldun 5 yaşı var. Yahya onu kucağına alarak ata biner. Sınıra doğru koşar. Fakat ne yazık, haçlı savaşçıları Seyyid Yahyayı sınırı geçerken yakalar ve hapse atarlar. Stefaninin oğlunu annesine geri verirler. Bakuvinin idamı hafta sonuna belirleniyor.

 

72. epizot.

Stefani amcası Sigzmund Lüksemburgtan Yahya Bakuvinin serbest bırakılmasını rica eder. Karşılığında oğlunu haçlı savaşçılarına vereceğini söyler. Amcası Stefaninin isteyini kabul eder. Seyyid Yahya serbest bırakılır. Stefani Seyyid Yahyayla görüşerek üzüntüyle olanları ona anlatır. Bakuvi ona sabırlı olmasını, dervişlik yolunun kolay olmadığını, Allahın her an onları imtihan ettiğini söyler. Dualar ederek oradan ayrılır ve Balkanlara yönelir.

 

73. epizot.

 Bakuvi Saray Bosnada dergahını kurar. Müritler yetiştirmekte. Bir çok müridi Avropanı yöneten insanların evlatlarıdır. Hristian, yahudi olanlar bile onun sohbetlerinden yararlanmakta. Halvetiyye neredeyse bu bölgelerin manevi havasına dönüşmüş. Bu yerlerde barış ve sevgi hakim. Bir gün Stefaninin oğlu 6.Leopold Seyyid Yahyanın Saray Bosnadaki dergahına gelir. O, Bakuvinin onun anasıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu öğrenmek ister. Leopold zalim, acımasızdır. İlk görüşden Seyyid Yahyanı sevmedi, ona küstahlık etti. Bakuvinin “burada kal” teklifine karşı Leopold dedesi Sigzmundun yanında kalacağını, Kutsal Roma uğrunda İslama karşı vuruşacağını söyledi.

 

74. epizot.

Anasının bir türke, hele hele müslüman bir dervişe aşık olduğunu ve onlarla irtibatı olduğunu hazmedemeyen Leopold Viyanaya döner dönmez annesini öldürür.

 

75. epizot.

Az bir zaman sonra Leopold hristian dünyasında otoriter birisi olur. Dedesi onu 15 yaşında Viyana Kralı tayin eder. Kendisinin komutanlığını yaptığı orduyla Fatih Sultan Mehmete karşı Vyana sınırlarında çarpışmaya başlar. Leopold cüsseli ve güçlü bir savaşçıdır. Fakat nedense bir tek Seyyid Yahyaya bir şey yapamaz. Bir kaç defa onu öldürmek istese de, yapamaz.

 

76. epizot.

Seyyid Yahya Stefanini Leopolddan koruya bilmediği için üzülür. Baküye döner. Bir kaç sene tekkesinden dışarı çıkmaz.

 

77. epizot.

 6.Leopold Viyana etrafında mülümanlarla çarpışmakta. Türk askerleri onu okla vurarak öldürür.

 

78. epizot.

 1464 senesi. Şirvanşah Halilullah vefat etir. Ona şaşalı bir defn merasimi yapılır. Defni artık çok yaşlanmış halde olan Seyyid Yahya yönetmekte. O, defn zamanı yaptığı konuşmalarda tüm hükümdarları barışa, sevgiye davet eder. Artık ömrünün sonlarına geldiğini söyleyerek cahilcesine olan dindarlığın İslam dünyasına faide sağlamayacağını, her kesin uyanık olması gerektiğini vurgular.

 

79. epizot.

Defn sonrası Seyyid Yahya Bakuvi 1464 senesine kadar dergahdan dışarı çıkmaz. Son zamanlar yemek yemez, su içmez. Oğlu Nesrullah dayanamayıb onun çilesini bozmak ister. Seyyid Yahyaya yemesi için bir kaşık helva verir. Yahya helvanı yemeden bu kaşığı üç gün elinde tutar ve sadece kokusuyla beslenir. Sonunda gözlerini ebedi olarak kapar. Onun dudaklarından son sözleri fısıldar: “İlahi, benim canımı neden tok olarak alıyorsun!”

 

80. epizot.

Seyyid Yahya Bakuvi filmin başında olduğu gibi, dağ başından aşağı koştuğu çocukluk dönemine döner. Çocukluk arkadaşları hepsi Yahyadan farklı olarak çocuk yaşlarındadır. Yahya yaşlı görünüşdedir. Filmin başında vuku bulan olay tekrar gösterilmekte. Yahyanın çocukluk arkadaşı dağdan yuvarlanarak aşağı düşmekte. Tüm arkadaşlar donuk olarak seyretmekte. Seyyid Yahya sevgiyle gök yüzüne bakarak şöyle söylemekte: “İlahi, dağdan düşen arkadaşımın yerine benim canımı al, ona yazık olmasın. Ailesinin tek çocuğudur!” Filmin başında olduğu gibi, yine zaman durmakta, hareketler yavaşımakta. Fakat artık dağdan düşen Yahyanın kendisidir, yavaş-yavaş aşağı doğru düşmekte. Sonunda arkadaşının bir zaman tutunduğu o kayaya o da tutunur, sonra yavaş-yavaş toprağa gömülür. Seyyid Yahya aniden tutunduğu kayanın aslında onun için hazırlanmış bir mezar olduğunu görür. Tüm yaşadıklarını bir anda anlar. Seyyid Yahya kabirde uzanmış diyor: “Ben bu çocuklardan hangisiydim, ya Rabbi, dereye yuvarlanan mı, yoksa ellerini kaldırarak arkadaşının kurtulmasını niyaz eden mi?”


 

 “Ədəbiyyat və incəsənət”

(08.07.2024)